AHLAK VE ADALET DUYGUSU YÜKSEK GENÇLER YETİŞTİRMELİYİZ
Liselere Geçiş Sınavı (LGS) yerleştirme sonuçlarının açıklanmasının ardından
gündem yine imam hatipler üzerinden sürdürülen tartışmalara kilitlendi. İmam
hatipler tercih edilmedi, boş kaldı iddiaları ise bu tartışmanın en temel argümanı.
Bu iddialar ve eğitimin geleceği üzerine konuştuğumuz ÖNDER İmam Hatipliler
Derneği Genel Başkanı Halit Bekiroğlu, imam hatipler konusunda fotoğrafın tam
olarak gösterilmediğini ve sadece olumsuz tarafların ön plana çıkarıldığını
düşünüyor. Yeni Milli Eğitim Bakanı ve eğitimle ilgili beklentilerini de aktaran
Bekiroğlu, 18 milyon öğrencinin en iyi şekilde yetişmesine vesile olmaları
temennisini dile getiriyor, “Ahlak ve adalet duyguları güçlü ve günün şartlarını iyi
bilip gelecekte hem ülkemizi hem İslam dünyasını ve hem de bütün insanlığı daha
ileriye taşıyacak öğrenciler yetiştirmelerini diliyorum” diyor.
-İmam hatipler her dönemde en çok konuşulan okullar. Bunun sebebi
nedir?
Bunun sebebi imam hatip meselesinin eğitim bağlamında değil de daha çok bir
tarafgirlik ve karşıtlık bağlamında değerlendirilmesi. Dolayısıyla imam hatip
meselesi daha çok siyasi bir mesele olarak konuşuluyor. Bu aslında farkında
olmadan hem ülkemize hem de çocuklarımıza ve velilerimize zarar veriyor.
Çünkü burada en önemli husus aslında öğrencilerin niteliği meselesi. Milli ve
manevi değerler doğrultusunda yetişmeleri meselesi. Ayrıca imam hatip
meselesinin çok konuşulmasının önemli bir sebebi de elbette milletimizin kendi
özüne dönüş çabasının en sembolik kurumsal boyutlarından birini teşkil ediyor
olmasıdır.
-İmam hatiplere öğrencilerin ilgisinin azaldığı algısı oluşturulmaya
çalışılıyor. Bu, son günlerde olduğu gibi zaman zaman gündeme getiriliyor.
Gerçekten öyle mi, durum nedir?
İmam hatip meselesinde nedense istatistikler çoğunlukla olumsuz tarafıyla
değerlendiriliyor. Bütün olarak istatistikleri değerlendirmek yerine olumsuz
görünen yön açığa çıkarılıyor. Bütünü değil de fotoğrafın bir kısmını ortaya
çıkarmış oluyor. Son kontenjan meselesine baktığımızda, bakanlığın ek tercihler
dolayısıyla oluşturmuş olduğu kontenjanları imam hatiplerin tercih edilmemesi
yönünde algılatmaya çalışıyorlar. Aynı boş kontenjanlar Anadolu liselerinde de
meslek liselerinde de var. Ağustos ayındaki tercihlerde öğrencilerin tercih
edebilmeleri için bu kontenjanlar ayrıldı. Öte yandan geçen yıl yüzde 13-14
bandında tercih edilen imam hatip liseleri şimdi 15 bandında tercih edildiler.
Ağustos ayındaki yerleştirmelerle birlikte bu rakamın yüzde 16-17’yi
yakalayacak gibi duruyor. Biz bu 2-3 puanlık artışı başarı olarak görüyoruz. Ve
burada özellikle sınavla yerleşen öğrencilerdeki başarı oranı ise yüzde 23’lere
çıktı. Bu da bize imam hatiplerin her geçen gün akademik anlamda da başarılı
olduğunu gösteriyor. Kaldı ki akademi dışındaki sosyal, kültürel, sportif
alanlarda imam hatiplerin başarısı zaten tartışılmaz diye düşünüyorum.
İMAM HATİPLER DEVLETİN OKULU DEĞİL Mİ?
-“İmam hatipler iktidar tarafından destekleniyor, diğer okullar ihmal
ediliyor” eleştirisine ne diyeceksiniz?
İmam hatipler 1950’den bu yana büyük ölçüde iktidarlar tarafından
desteklenmediği gibi engellendi. Ve imam hatipleri tamamen milletimiz kendi
imkanlarıyla yaptı. Özellikle geldiğimiz noktada iktidarın imam hatipleri
desteklemesi elbette takdir edilecek birşey ama bu aynı zamanda on yıllardır
hakları engellenmiş, gaspedilmiş bir topluluğun bir tür hak iadesi gibi
değerlendirilmeli ve kesinlikle normal karşılanmalıdır. Nasıl ki, fen liselerini,
meslek liselerini, Anadolu liselerini hükümetimiz, devletimiz yapıyorsa aynı
şekilde imam hatipleri de yapmalıdır. Bu eleştiriyi yapanlar aslında zihniyet
olarak sıkıntılı bir yerden bakıyorlar. Çünkü sanki imam hatipleri devlet
destekleyemezmiş ve yapamazmış gibi çok önemli bir yanlışlık içindeler.
Dolayısıyla bu durumun zaten normal olduğunu düşünüyorum. Bunu ekstra bir
destek olarak değerlendirmemek gerektiği kanaatindeyim.
-Bazı çevreler müzmin bir şekilde imam hatip düşmanlığı yapıyorlar.
Bunun sebepleri nelerdir?
Aslında bu çevreler ülkemizde gittikçe azaldı. Çok dar bir kitle şu anda imam
hatip düşmanlığı yapıyor. İmam hatiplerle ilgili her eleştiriyi düşmanlık olarak
değerlendirmiyoruz; her eğitim modeli imam hatip modeli için de geliştirici
eleştiriler kıymetlidir ve biz bundan istifade etmeye çalışırız. Ama özellikle yıkıcı
eleştiri yapanlar yani bir tür önyargı ve düşmanlık psikolojisi ile hareket
edenlere baktığımızda daha çok ülkemizin ve milletimizin kendi değerlerine
dönüşünü istemeyen toplulukların çabasını görürüz. Çünkü imam hatip meselesi
kendi özüne dönme, aslına dönme ve geleneğinden güç alarak bugünü iyi
anlayarak geleceğe yeni bir vizyonla adım atma çabasının adıdır. Bunu
anlayamayan taklitçi, kuru kuruya batıcı, kopyala-yapıştırıcı zihniyetler
çoğunlukla imam hatipleri hazmedemedikleri için meseleyi bazen çok aşırı bir
noktaya ve kindarlığa dönüştürüyorlar.
BÜTÜN BOYUTLARIYLA ÖZELEŞTİRİ YAPIYORUZ
-Peki siz imam hatipler açısından bir özeleştiri yapmak gerekse ne
söylersiniz?
İmam hatip meselesi kutsal ve dokunulmaz bir mesele değil. İmam hatiplerle
ilgili de elbette özeleştiri yapmak gerekir. Biz bu özeleştiriyi yapıyoruz, bütün
boyutlarıyla da yapmaya çalışıyoruz. Geçmişte nasıl kurgulanmıştı, şimdi
geldiğimiz noktada hangi yönleriyle ihtiyaçlara cevap veriyor, hangi noktada
eksiklikler var? Tüm bu özeleştiriyi cesurca yapmak lazım. Ama toptancı bir
şekilde imam hatipleri reddeden, yok sayan, abartıp kapatılmasını savunan
yaklaşımların hem gerçekçi olmadığını düşünüyorum hem de kötü niyetli olmasa
bile gafletten ve anlamamazlıktan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. İmam
hatiplerin hem muhteva olarak hem de eğitim yöntemleri, araç ve gereçleri
itibariyle de güncelleştirilerek geleceğe daha etkili ve verimli bir insan
yetiştirmeye imkan sağlaması gerektiği kanaatindeyim.
-Geçmişteki imam hatip ruhu ve şuurunun bugün kalmadığı yönünde
eleştiriler var. “Nerede o eski imam hatipler” serzenişini duyuyoruz. Sizce
o ruh kalmadı mı?
Geçmiş özentisi, geçmişe öykünmeler öteden beri bir nostaljik duygu olarak hep
var. Her zaman bugünün dünden daha kötü olduğunu düşünür insanlar ama
bugünü değerlendirirken bugünü ve imam hatipleri kendi bağlamında
değerlendirirsek bu yanılgıya düşmeyiz. Bugünü yaşıyoruz, 30-50 yıl öncesini
yaşamıyoruz. Bugünün çocuklarına hitap ediyoruz ve bugünkü dünya 30 yıl
önceki, 10 yıl önceki, hatta bir yıl önceki dünya değil. Bunu gözardı ederek
karşılaştırmak ve imam hatip ruhu vardı yoktu diye değerlendirmek doğru değil.
Daha ilerisi bir tür haksızlık. Sanki biz mükemmeldik, şimdiki çocuklar eksik ve
sıkıntılı diye düşünüyoruz. O gün biz de çocuktuk, gençtik ve eksiklerimiz,
sıkıntılarımız vardı, bugün de var. O gün hangi ruh varsa ebeveynlerimizden ve
çevremizden aldığımız ruh bizlere yansıyordu. Şimdi de çocuklarımızın bizden
aldığı ruh imam hatiplere yansıyor. Şimdi dönüp şu özeleştiriyi yapmamız lazım.
Bizde ne kadar imam hatip ruhu var? Toplum olarak, zihniyet ve ahlak olarak,
tutarlılık olarak bizde ne ölçüde imam hatip ruhu var? Bu soruyu kendimize
sorduğumuz zaman imam hatiplerde okuyan çocuğun ruh halini de daha iyi
anlamış olur ve varsa eksikliklerin asıl müsebbibi olarak çocuklardan çok dış
etkenleri değerlendiririz.
ESKİ YÖNTEMLERİ UYGULAYAMAYIZ
-Bu sorunun üzerine yeri gelmişken, artık farklı bir dönemdeyiz,
gençlerimiz de farklı. X ve Y kuşağından sonra Z kuşağından bahsediyoruz.
Onlara hitap edebilecek yeni bir dil yeni bir model mümkün mü? Yoksa
mevcudu muhafaza mı sözkonusu?
Hz. Ali kendi evlatlarına çok güzel bir tavsiye ile aslında bize örnek olmuş. Hz.
Hasan ve Hz. Hüseyin’e hitaben buyuruyor ki; evlatlarınızı kendi döneminize
göre değil onların dönemine göre yetiştirin. Bizim kesinlikle bugünün şartlarını,
teknolojisini, araç gereçlerini hatta dilini, tarzını, yöntemlerini gözönünde
bulundurarak hareket etmemiz lazım. Eski yöntemleri tıpatıp uygulamak
farkında olmadan bir dayatmacılığa dönüşür ve x, y, z kuşağı olarak tabir
ettiğimiz kuşaklar bu dayatmaya tahammül etmezler. İyi niyetle bir nesil
yetiştirelim derken farklı olmadan bir nesli heba ederiz. Bu sebeple günümüzde
birkaç dil bilen, teknolojiyi çok iyi kullanan, ufku sadece bir köy, bir ilçe, bir
şehirden ibaret değil bütün dünya olan ama en önemlisi de üretkenlik özelliği,
inovatif diye adlandırılan boyutu çok güçlü olan çocuklar yetiştirmemiz lazım.
-Eğitimin merkezinde öğretmen var. İmam hatip öğretmenleri nasıl
seçiliyor, nasıl motive ediliyor. Sıradan atamayla gelen öğretmen, imam
hatip ruhunu nasıl verebilir?
Öğretmenler arasında ayrım yapmayı şahsen doğru bulmuyorum ve bütün
eğitim meselesinin yükünü öğretmenlerin omuzlarına yüklemeyi de yanlış
buluyorum. Öğretmenler bizim öğretmenlerimiz ve bu ülkede yetişen
öğretmenlerin de her topluluk gibi eksikleri, hataları var. Elbette daha iyi
öğretmen olmasını isteriz, nitekim bir sivil toplum kuruluşu olarak diğer
paydaşlarla birlikte olabildiğince öğretmenlerimizi desteklemeye ve motive
etmeye çalışıyoruz. Öğretmenlere gerekli değeri verdiğimiz takdirde,
öğrencilerimize etkilerini yakinen görüyoruz. Ve bu durumda bahsettiğiniz imam
hatip ruhu hoca-talebe ilişkisiyle doğal bir biçimde öğrenciye aktarılmış oluyor.
EĞİTİMCİ BİR BAKAN AVANTAJ
-Yeni Milli Eğitim Bakanı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz, beklentileriniz
nelerdir?
Ülkemize, milletimize ve eğitim camiasına hayırlı olmasını diliyorum.
Bakanımızın eğitimci olması hasebiyle avantajlı başladığı kanaatindeyim. Bu
avantajı inşallah bütün paydaşlarla, ilgili/ilişkili kurum ve kuruluşlar, kişiler ve
topluluklarla birlikte değerlendirebildikleri takdirde hem milli eğitimimize hem
de ülkemize çok önemli hizmetlere vesile olabileceklerini düşünüyorum.
Beklentimiz bu ülkedeki 18 milyon öğrencimizin her birinin kendi bağlamında
en iyi şekilde yetişmelerine vesile olmaları. Bunu yaparken çok yönlü
yetiştirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Hem maddi boyutuyla hem
manevi boyutuyla çocuklarımızın hayata hazırlanmasını önemsiyorum. Ahlak ve
adalet duyguları güçlü ve günün şartlarını iyi bilip gelecekte hem ülkemizi hem
İslam dünyasını ve hem de bütün insanlığı daha ileriye taşıyacak öğrenciler
yetiştirmelerini diliyorum.
-Yap boz tahtasına dönen Milli Eğitim’in sizce temel problemi ve çözümü
nedir?
Temel problemi en özet haliyle; birincisi meseleye bütüncül bakmamak,
dönemsel problemlere odaklanıp bütünü kaçırmak. İkincisi ise eğitimle ilgili
bütün paydaşlardan, potansiyellerinden istifade edememek ve onlar arasındaki
koordinasyonu sağlayamamak. Bunu sağladığımız takdirde okul öncesinden
ortaöğretime, orta öğretimden üniversiteye, üniversiteden hayata atılma
evresine çok daha verimli çalışmalar ortaya koymuş oluruz. Ve eğitim sorunu da
Allah’ın izniyle minimize edilmiş olur.
HERKESİN İMAM HATİPLERE KATKISI OLSUN
-Eylül’den itibaren yeni eğitim sezonu başlamış olacak, önerileriniz
nelerdir?
İmam hatip özelinde söyleyebileceğim husus şudur ki, imam hatiplere katkısı
olabilecek herkesin bu süreçlerde aktif olması ve sorumluluk almasıdır,
velilerden müdürlere, öğrencilerden öğretmenlere, sivil toplum kuruluşlarından
okul aile birliklerine, siyasetçilerden akademisyenlere kadar. Sadece uzaktan
imam hatip eleştirisi yapmak, 28 Şubat’tan bu yana kaybettiklerimizi gözardı
ederek indî değerlendirmeleri yapmak şahsımızı tatmin edebilir ama sadra şifa
olmaz ve farkında olmadan olumsuz/karamsar yaklaşımlarımızla çocukların
önünde engel bile olmuş oluruz. Eğitim camiasına önerim de bütün kurumsal
taassuplarımızı bir tarafa bırakarak sivil toplumdan devlet kurumlarına, iş
dünyasından akademiye kadar tam bir uyumla çalışmaktır. Son olarak siyasilere
ve sivil toplum kuruluşlarına çağrım; imam hatip meselesini savunurken kuru bir
tarafgirliğe hapsetmemek, eleştirirken de düşmanlığa dönüştürmemektir.
