Millet olarak 15 Temmuzu yaşadık. Bir sanatçı olarak bu hususta neler söylersiniz?
Ben 2-3 yıl önce savaşın içine girdiğimizi söylüyordum. “biz savaşın içindeyiz, daha
farkında değiliz” diye yazmıştım. 15 Temmuzda resmen Amerika FETÖyü kullanarak
bu millete savaş açtı. Bu bir savaştı. Sayın Cumhurbaşkanımız ve bu milletin dik
duruşuyla bunu atlatabildik. Bu milletin feraseti, bu milletin azameti karşısında
Amerika yenilmiştir. Biz 1940’tan beri Amerika’nın mandasıydık, adı konulmayan bir
manda devletiydik. Şimdi yiğit bir ses “bu iş böyle gitmez, dünya beşten büyüktür”
dedi. Birleşmiş Milletler oturmuşlar İslam’ı kırıyorlar ve İslam birleşemiyor. Uzaktan
seyrediyoruz. Belgesellerdeki gibi, aslan sürünün içerisinden bir tane kapar, yer ve
öbürleri de bakar ve seyreder. Hep böyle hissederdim ben. İçimizden bir ceylanı almış
mesela Libya’yı ya da Mısır’ı, Irak’ı almış, parçalıyor ve biz uzaktan bakıyoruz. Böyle
olmamamız gerekirdi. Bu İslam nasıl birleşmez ben halen onun acısını yaşıyorum.
15 Temmuz ruhu bu manada bir dönüm noktası olabilir mi?
Elbette. Millet destan yazdı. Amerika mandasını kırdık. 2023’te inşallah tam bağımsız
Türkiye’ye ulaşacağız. Hani solcular diyor ya “tam bağımsız Türkiye”diye. İşte tam
bağımsız Türkiye’yi biz yapıyoruz! Lafla peynir gemisi yürümez. Öyle olmaz, böyle olur.
15 Temmuz bu milletin yeniden dirilişidir. Bu devletimizin ve milletimizin miladıdır.
Ben bu devletin ve hükümetin doğru yolda olduğuna inanıyorum. Hele Tayyip Bey’in
gittiği her yola imza atıyorum. Samimi söylüyorum. Bu 15 Temmuz meselesi o kadar
kolay atlatılacak bir şey değildi. 15 Temmuz olmasaydı, biz başka türlü dizayna
kalksalardı kaç kişi ölürdü biliyor musunuz? Çok daha farklı şeyler olurdu. Bana göre
bu millet çok ucuz atlattı. Hem Amerikan hücumunu atlattık, hem FETÖ’yü atlattık
hem içimizdeki hainleri temizliyoruz.
Efendim, 15 Temmuz sonrasında gençler meydanlarda sizin eserlerinizle motive
oldular. Neredeyse bütün şehirlerde sizin türküleriniz okundu. Size neler hissettirdi?
O türkü gerçekten kim dinlemişse ilk yaptığım günden beri her gittiğim yerde
okuduğum zaman bir daha istemişlerdir. Bir kere okuyorum bir daha istiyorlar. Benim
amcaoğlum Serhat Kabaklının çocuğu doğduğu zaman yazdığı şiirdir. Yani 1979 yılında
yazılan bir şiirdir. Daha sonraları Kabaklı Hocanın vakfının yayınlarından Serhat
Ağabeyin bir şiir kitabı çıkmıştı. Bu şiir kitabını ağabeyim bana da hediye etmişti. Bir
gün sabah kalktım, sayfayı açar açmaz burası geldi. Kahvaltımı yapmıştım, bağlamam
yanımda şundan bir şey çıkacak mı bakayım dedim. 15-20 dakikada bunun iskeleti
çıkmıştı sonra irdeledim, uğraştım. Bunu o zamanlar yapmıştım. Tabi ki böyle bir şiiri
bütün milletin benimsemesi, zaten milletin damarlarını kutsiyetlerini anlatan bu
milletin değerlerini anlatan bir türküdür. Onun için bir kere tutulmaması abes olurdu.
Ta Tebrizlerden telefon açıyorlar ve diyorlar ki “hocam çocuklarımız doğdukları zaman
kulaklarına ezan okuyoruz ya işte önce ezanı okuyoruz sonra da bu türküyü okuyoruz.
Şimdi ta oralardan söylenen sözler bunlar. Yapılışı, kasete okunuşu 1999 yılıdır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın da çok sevdiğini biliyoruz
Klip çektik. Çeşitli televizyonlarda döndü. Sayın Cumhurbaşkanımızla görüştüğümüzde
dedi ki, “Esatçığım bak dinliyoruz ve ağlıyoruz” dedi. Tayyip Bey gerçekten duygu
dünyası çok zengin bir lider ve çok etkileniyor.
Sanatçı olarak kitleleri yönlendirmede sanatın gücü nedir?
Tabi ki, meydanlarda gördünüz gücünü. Müzik ile verilen her mesaj konuşarak verilen
mesajdan fersah fersah fazla etki eder karşıya. Yani konuşarak hitap ediyorsan bu yüz
birim içinde on birimse, melodiye o sözü döktüğün zaman melodi ile verdiğin zaman
bu yüzde yüze gelir. Rahmetli Nevzat Yalçıntaş Hoca amcamın vefatında taziyeye
gelmişti. Çıkarken öpüştük, “Kabaklı senin işin bizden çok daha önemeli biliyorsun sen
adamın kafasına çakarsın. Biz konuşuruz ama sen söylediğin sözü beyinlere mıh gibi
çakarsın” dedi. Meydanlarda Kaç türkü çalındı, toplasanız 10 türküydü hepsi. Halkın
istediği türküler bunlardı ve bunlar çalındı.
Efendim, milli ve manevi değerleri sahiplenen kesimler sanatta ve kültürde neden
önde değiller?
Bizde bir de, basın bizden olmadığı için, Türkiye’de kuruluşundan beri basın
Yahudi’dir. Kuruluşundan beri bizim değildir. Belki yeni yeni basınımız oluşuyor ve o
basın da halen kompleksler içerisinde. Halen daha bir örnek vereceği zaman iki tane
sağdan verdiyse iki tane de soldan verir. Bir sol gazete soldan verdiği zaman sağa
adımını bile atmaz. Bu kompleksleri yenemiyoruz.
Yıllardır bu medya ve bu basın içimize o kadar tabular yerleştirdiler ki, o tabuların
istikametinde Avrupa’yı bizim gözümüzde büyüte büyüte biz artık gitarı bağlamamıza
tercih ediyoruz. Annemizin örtüsüne, Avrupa’nın giyimini illaki tercih ediyoruz. bu
bizde ilericilik, bizde aydınlık diye kabul edildi. Oysa aydınlık ve ilericilik başka bir
şeydi. Yobazlık derler, yobazlık başka bir şeydir. Yobaz sabit fikirliliktir. Sen bu gün 80
yıl önce yapılmış bir şeye hala tutturmuş gidiyorsan sen de yobazsın, değişemiyorsun.
Dünya değişmiş sen değişemiyorsun. Bu halde biz o tabuları kıramıyoruz, annemizi
beğenmiyoruz. Kız çocuğu utanıyor, annesinden önde gidiyor. Ya da arkada kalıyor ki
gören birisi varsa bu onun kızı demesinler diye ben çok şahit olmuşumdur. Bu
çocuğumuzu yetiştiremememizin, çocuğumuzu bu salaş medyanın ortamına
bırakmamız, bu salaş sinemanın ortamına bırakmamızla örtüşen şeylerdir. Oysa
çocuğumuz hamurdur, onu kendimiz şekillendirdiğimiz zaman o çocukta öyle bir
kompleks olmaz o çocuk benim istediğim gibi olur. O çocuk bilir ki ben büyüğüm. Bize
yıllarca küçük olduğumuzu öğrettiler. Bize yıllarca dediler ki, Yunanistan sizin
düşmanınız bir de Ermeniler. Oysa biz imparatorluk çocuğuyuz, bizim düşmanımız
İngiltere, Rusya, Amerika, Fransa’dır! Biz bir Kardak Adası ile övündük. Oraya gidenler
kahraman oldu. Etrafında iki tane botla döndüler. Bizi bu kadar küçülttüler. Bizi
Kardak Adası ile uğraşacak kadar küçülttüler.
Sanatta öncü olmamamızın nedeni koca bir Necip Fazıl’ı korkarak konuşuyoruz, bir
solcunun yanında. Necip Fazıl, Ahmet Kabaklı Şehremini Lisesi’ne ismini vermişlerdi
oradan söktüler. Oysa Burhan Felek, Adbi İpekçi bu gün her yerde halen isimleri
duruyor. Bir Kabaklı Hocanın bir tek okula ismi verildi ve oradan da ismi söküldü
Amcamın öğretmenlik yaptığı bir okuldur orası. Kendi yazarımıza sanatçımıza sahip
çıkmalıyız. Hürriyetten Milliyetten hiç kimse gelip bizi bulmaz. Onlar giderler kendi
kalemindeki adamlarla röportaj yaparlar.
Musul ve Kerkük yine gündemde sizin de buralar üzerine eserleriniz var. Musul ve
Kerkük bizim neyimiz olur?
Musul ve Kerkük bizim coğrafyamızdır, Osmanlı coğrafyasıdır. Biz hep türkülerimizde
Musul ve Kerkük dedik. Biz hep oraların türkülerini okuduk, derdimiz oralardı. Çünkü
biliyoruz ki orada bizim soydaşlarımız yaşıyor, biliyoruz ki oralar bizim coğrafyamızdı.
Mesela Harput Türküsü var. “Lütfü gelsin telgrafın başına, Bir tel versin Musul’da
kardaşıma” Harputlu Musul’daki kardeşine telgraf çekiyor, yani orası da bizim şehir.
Biz İstanbul’dayız, Kocaeli ya da Bursa gibi. Bunu böyle kabul edeceksin. İşte bu Musul
ve Kerkük böyle yerler. Adamın kardeşi orada, ona türkü yazıyor. Oralarda yaşamışız,
oralarda at koşturmuşuz. Bugün Musul ve Kerkük’teki oynanan oyunlar direk bizimle
ilintilidir. Oradaki Amerikalının orada ölmesi umurumda bile değil.
Efendim, yeni nesillere vatan sevgisinin aşılanması için neler yapılmalıdır? Neler
öneriyorsunuz?
Bir kere eğitim milli olmalıdır. Bugüne kadar bazı dayatılan, çocuklarımızın beynine
işleyen tabuların yıkılması gerekir. Televizyon yayınlarımız o duyguları, milli ve dini
duygularımız yüceltecek yayınlarla dolu olmalıdır. Bu duyguları yeşertecek
etkinliklerin çok olması lazım gelir. Okulların gidip Çanakkale’yi gezdirmesi gerekir ve
bu mecbur edilmeli. Emin Oktay tarihinin değil de başka tarihlerin var olduğunu
öğreniyorlar. İşte önemli olan o tarihi bilmek, onların yarattığı tabuları yıkabilmek,
bunların dışında da başka şeylerin olduğunu veliler ve okullar vermelidir. Bence böyle
yetişir. Ayrıca kendine has sineman olmalı, kendine has tiyatron olmalı, kendine has
yazarların çizerlerin olmalı, kendine has sanatçıların olmalı ve bunlar korunmalıdır.
Desteklenmeli ve korunmalıdır. Bıktık artık Yeşilçam filmlerinde hoca efendilerin kötü
olmasından. Yakın tarihimizde birçok filmde mahallede hocalarla ve çocuklara elif be
öğretmesiyle dalga geçiyorlar. Çocuklara Kuranı Kerim öğretmeye çalışıyorlar,
çocuklar penceren atlıyor ve kaçıyorlar. Sonrasında da güvercinler uçuyor, sanki
özgürlüğüne kavuşmuş gibi. RTÜK neden var, neyi koruyorlar? Sen benim kültürümü
taşlıyorsun. Bu yapılan hakarettir ve dava açılmalıdır.
